Sunday, November 01, 2009

AÇILIM PROJENİZ, TERÖR ÖRGÜTÜ İLE BULUŞMA MIYDI ?

CHP'den bir aciklamanin gonderisi.

(30.10.2009 - chp953)


AÇILIM PROJENİZ, TERÖR ÖRGÜTÜ İLE BULUŞMA MIYDI ?

(Genel Başkan Deniz BAYKALın 27 Ekim 2009 tarihli TBMM Grup Toplantısı konuşmasından alıntıdır)

TÜRKİYE AYLARDIR, AKPNİN AÇILIM PROJESİNİ KAVRAMAYA, BAŞBAKANIN DİLİNİN ALTINDA NE OLDUĞUNU ANLAMAYA ÇALIŞTI, AMA ANLAYAMADI...

Kürt açılımı yapacağız diye yola çıktılar, bir süre sonra Kürt açılımını bıraktılar, Demokratik açılım dediler. Sonra onu da bıraktılar Milli birlik açılımı dediler. Peki, ne yapacaksın kardeşim, bir söyle de anlayalım, ne var bu açılımın içinde? dedik; Bilmiyoruz, bakacağız. Sen söyle. anlamına gelen yanıtlar verdiler. Açılımı diyen sensin, açılımdan ne kastediyorsun bir anlat diyen kimseye sadre şifa tek bir cümle söylemeden, içeriği hakkında bir bilgi vermeden açılımla Türkiyeyi yatırdılar, kaldırdılar.

Başından beri,, Bu yanlıştır. Türkiyeyi ayrıştırıyorsunuz, bir etnik temelde Türkiyeyi parçalama politikasına alet oluyorsunuz, ya da o politikayı bilerek uyguluyorsunuz, dedik. Ancak ısrarla sürdürdüler Durun bakalım, millet bir anlasın, bir tartışalım, şu işi, bir fırsat verin denildiği zaman Hayır, zamanımız yok, takvim sıkışık, bu yıl sonuna kadar bekleyemeyiz dediler.

Baktılar, işi kotaramıyorlar, Aman, Cumhuriyet Halk Parti olmadan bu iş olma. noktasına geldiler. Aman konuşun mutlaka, bu bir milli meseledir. Siz olmadan olmaz. Gelin, el ele verin, birlikte çözün diye iyi niyetli temenniler, kısa sürede, özellikle medya aracılığı ile bizim üzerimizde yaygınlaşmaya başladı.

Biz de, konuşuruz ama ne konuştuğumuz kamera ile kayda alınır, tarihe not düşülür, günün birinde öyle mi konuşuldu, böyle mi konuşuldu diye bir tartışma çıkarsa, veririz kasedi televizyona, kimin ne söylediği ortaya çıkar. Bunu göze alıyorsanız gelin görüşelim yanıtını, samimiyetle ve iyiniyetle verdik.

Bunun üzerine sayın Başbakan önce teşekkür etti geliyorum dedi, ancak sonra her nedense Olur mu öyle şey falan diyerek görüşmekten vazgeçti.

SONRA, BAŞBAKANIN CHPYİ DE MUTLAKA AÇILIM PROJELERİNE NİYE ORTAK ETMEK İSTEDİĞİ ANLAŞILDI.

Günün birinde bir baktık, devlet Ankaradan sınıra, Habura taşınmış; devletin müsteşarı, genel müdürü, valisi, kaymakamı, Habur kapısında toplanmış; savcılar, hakimler Habur sınır kapısına taşınmış; Cumhuriyet tarihinde bir ilk gerçekleştirilerek, orada bir mobil mahkeme kurulmuş.

Sonra olanları tüm Türkiye televizyonlardan şaşkınlıkla izledi. Sınır ötesinden, büyük ciplerin içinde insanlar geldi, karşılandı; görüşmeler, soruşturmalar apar topar sonuçlandırıldı; mobil mahkeme hızla işini bitirdi ve sınır ötesinde gelenler ellerini kollarını sallayarak geçtiler; kendilerini bekleyen büyük şenliğe katıldılar!!!

Çadırlar kurulmuş, binlerce insan onları orada bekliyor. Otobüsün üzerinde PKK bayrakları, Öcalan posterleri. Biraz evvel devlet tarafından karşılanan, mobil yargı tarafından PKKlılar, DTPnin bütün yönetim kadrosu her beraber otobüsün üzerinde. Davullar, zurnalar çalıyor, halaylar çekiliyor, bir büyük şenlik, bir büyük kutlama, devlet ve yargı adına orada olanların yanında, televizyon kameralarının önünde yaşandı. Halkımız da büyük bir şaşkınlık ve ibret içinde tüm olup bitenleri televizyonlarının başında izledi.

Sayın Başbakan önce televizyonlara çıktı, Bu bir sevinç tablosudur. dedi, bu tablodan duyduğu mutluluğu anlattı. Sonra bütün millet, kadınıyla erkeğiyle herkes bu tabloya karşı gereken duyarlılığı, gereken tepkiyi ortaya koyunca Başbakan bir şaşkınlık yaşadı.

  • Ağrıya gitti, ne güzel manzara dedi, açılımı methetti.

  • Erzurumda halkın tepkisi üzerine Sil baştan yaparız dedi.

  • Sonra, Pakistana giderken ise, Bu işe ara verdik demek zorunda kaldı.

ÖRGÜT ŞOVUNU SONA ERDİREN NE BAŞBAKANDIR, NE DPTDİR, NE DE BİR BAŞKASI... BU İŞİ ENGELLEYEN, DOĞRUDAN MİLLETİN SAĞDUYULU TEPKİSİDİR.

Ne olmuştur, ne yaşanmıştır da, anaların gözyaşını dindireceği söylenen, büyük bir iddiayla uygulanmaya konan bir politikadan iki gün içinde çark edilmiştir.

Başbakan, niye bu işe nokta koyduğunu kendince bir gerekçeye bağlamaya çalışıyor, Şov yaptılar diyor, Şark kurnazlığı diyor.

Ne yazık ki; sayın Başbakan, yaptığın bazı şeylerin, milletin hazmedemeyeceği bir tablo ortaya koymuş olduğunu, bu konuda birileri şov yapsa da yapmasa da bu işi sürdürmenin mümkün olmadığını hala anlamış gözükmemektedir.

Bu kadar büyük iddiayla, hevesle başlayan bu süreç niye tıkanmıştır?

  • İlk akla gelen şudur: Taraflar anlaşamamışlardır. Birisinin istediğini öbürü verememiştir. Mutabakat sağlanamamıştır. İstenenler artırılmıştır, pazarlık paylaşılamamıştır.

  • Peki şimdi, pazarlıkta uyuşmazlık var mı? Pazarlıkta anlaştılar. Kavga çıktı mı? Aralarında bir muhabbet eksiği de yok, niye tıkandı? Yani şov yapma aradaki gerginliği izah etmeye yeter mi? Bu kadar önemli bir olayı niye noktalıyorsun? İşin esasında bir kopmayı gerektiren ihtilaf mı var?

  • Hayır. Ne var? Mutabakat sağladığınız, üzerinde birlikte anlaştığınız bir planı uygulamaya koydunuz, uygulamaya koyduğunuz o plan daha ilk adım atıldığı anda millet bunu görünce, o tepkisini ortaya koyarak bu işi uygulanamaz hâle getirdi. Bu işi engelleyen ne Başbakandır, ne başkasıdır, bu işi engelleyen doğrudan doğruya milletin kendisidir, halkın kendisidir.

AKPNİN ULUSLAŞMA KARŞITI PROJESİ ARKASINDA, İÇERİDEN, DIŞARIDAN YETERLİ DESTEK VARDI... ANCAK, BİR TEK CHPYİ BULAŞTIRAMADILAR...

Türkiyede içeride, dışarıda bu açılım politikasına katkı verecek, destek verecek önemli unsurlar yoktu, birileri engelledi de ondan mı projeden vazgeçildi? Aksine, yeterince destek var. Medyamızın çok büyük bölümü bu açılıma alkış tutuyor, tüm güçleriyle destek veriyor. İş dünyamız tümüyle destekliyor. Yabancı dostlarımız, Amerika, Avrupa Birliği tümüyle destekliyor, bir destek eksikliği yok, destekler tamam... Herkesle konuştular, görüştüler, gerekli desteği sağladılar.

Destekçiler arasında bir CHP yok. Bir CHPyi ikna edemediler. Bırakın, CHP de olmayıversin canım. Bu kadar büyük güçlerin karşısında CHPnin lafı mı olur? El ele verdiniz, hadi uygulayın da bir görelim bakalım.

İKTİDARIN TEMEL YANLIŞI: TERÖRLE MÜCADELE EDERKEN, AYNI ANDA ONUN ÖRGÜTÜ İLE MÜZAKERE EDEMEZSİNİZ. EDERSENİZ BATAĞA BATARSINIZ...

SÜREÇ NİYE TIKANDI? ARALARINDA İHTİLAF YOK. AMA HÜKÜMETİN NİYETİ SAKAT, POLİTİKALARI YANLIŞ. İŞİ ÇIKMAZA KENDİ YANLIŞLARI TAŞIDI.

AKPyi dinliyorsun suçlu CHP... DTPyi dinliyorsun suçlu CHP... Birbirlerine sitem ediyorlar, dostlar sitemi. Nazik bir şekilde, evet, incitmemeye özen gösteriyorlar ama bize acımasızca saldırıyorlar. Niye? Bak, berabersiniz, hâlâ da berabersiniz, desteğiniz de var niye yapamadınız? Çünkü iş yanlış, işin özü yanlış, işin temeli yanlış ve millet o yanlışı gördü.

Terörle, hem mücadele ederim, hem de müzakere ederim... Hayır bu olamaz. Müzakere mücadeleye zafiyet getirir. İkisini birbirinden mutlaka ayıracaksınız. Dünyanın her yerinde de bu ayrım yapılarak başarı sağlanmış, sonuca gidilmiştir..

IRA ile İngiltere, büyük bir inatla ta sonuna kadar silahları terk edeceksin, silahlı mücadeleye son vereceksin, ondan sonra konuşacağız diye tutarlı bir çizgide yürüdü. IRA silahlı mücadeleyi bıraktı, sonra oturdular konuştular. İspanya ile aynı şekilde oldu.

Şimdi bizde ne oluyor? Terörle mücadelenin devam ettiği, bazen Milli Güvenlik Kurulu bildirisinden yer alıyor, bazen yer almıyor. Yer almadığı zaman, ne oldu vaz mı geçtik? diye millet telaşlanıyor, terörle mücadeleye devam ediyoruz sözü yer alınca, haa, devam ediyormuşuz diye millet tatmin oluyor. Böyle bir şey olabilir mi?

Terörle mücadele ve müzakere aynı anda beraber sürdüremezsiniz. Biz ne yaptık? Elinde silah, terörle mücadeleyi bir yöntem olarak kabul etmiş olan PKK karargâhıyla bu konuyu uzlaşarak halletmeyi denedik.

İktidar tarafından iç ve dış destekle uygulamaya konulan ve milletin tepkisiyle durdurulan bu plan bazı gerçekleri net bir şekilde ortaya çıkarmıştır.

PKK, ÖCALAN VE DTPNİN ÖNDER KADROLARI, KENDİ ARALARINDA BİR SİYASİ BÜTÜNLÜK VE DAYANIŞMA İÇİNDEDİRLER.

Birinci gerçek şudur: PKK-Öcalan ve DTP yönetimi arasında siyasal bir ayrım yapmanın hiçbir anlamı olmadığı ortaya çıkmıştır. Çok uzun süre Türkiye, sanki bunlar arasında siyasi bir ayrışma varmış gibi bir anlayışa yönlendirilmek istendi, hepsi ayrı diye muamele edilsin istendi. Ama şimdi gerçek apaçık ortaya çıktı. Hepsi birbirinden güç alıyor, her birisi birbirinden besleniyor, her birisi birbiri için çalışıyor. Nitekim bu iş başladığı zaman, hatırlarsınız, Öcalan da Kandildeki PKKnın şu andaki terör hareketini götüren kişi de aynı anda ister bizimle görüşün, ister DTP ile görüşün diye açıklamalar yaptılar.

Siyasi ayniyet ortada. Biz bu siyasi ayniyeti bu sürecin başında söylediğimiz zaman pek çok kişi yadırgadı, hatta tepki gösterdi. Sanki haksızlık yapıyormuşuz gibi bir muameleye bizi tabi tutmak istediler. Biz kimseyi itham etmek peşinde değiliz, ama gerçekleri görmemezlikten gelemeyiz. Gerçek ortada, hepsi aynı kaynaktan besleniyor. Tam dayanışma içindedirler. Bu beraberlik son gelişmelerle artık çok net bir biçimde ortaya çıkmıştır.

İKTİDAR BU ÜÇLÜYLE İŞ BİRLİĞİ, MÜZAKERE YAPMIŞTIR; BİRLİKTE BİR PLAN HAZIRLAMIŞLARDIR. ONUN SONUCU, BU YAŞANANLAR ORTAYA ÇIKMIŞTIR.

İkinci ortaya çıkan gerçek şudur: AKP iktidarı bu üçlü ile işbirliği yapmıştır, müzakere yapmıştır. Bu üçlü birlikte bir plan hazırlamışlardır, onun sonucu bu yaşananlar ortaya çıkmıştır.

  • Müsteşar niye gitmiştir o gün, o saatte oraya, Habura? Devletin müsteşarı, genel müdürü niye gitmiştir? Neyle gitmiştir? Kim vermiştir onun talimatını? Çok açıktır ki, AKP hükümeti vermiştir, Başbakan vermiştir.

  • Peki, PKKlıları oraya kim gönderdi? Gelen PKKlılar, Bizi buraya Öcalan gönderdi, ben Öcalanın talimatıyla geldim diyor.

  • Nasıl oluyor hükümetin talimatı ile Öcalanın talimatı aynı anda, aynı yerde o insanların bir araya gelmesini sağlıyor. İş birliği yok arada denilenebilir mi? Böyle bir şey olabilir mi? Ortada iş birliği var, beraber yürüyorlar beraber çizdikleri çıkmaz yollarında.

  • İkinci temel gerçek bu çıkmıştır: AKP, PKK ile, DTP ile, Öcalanla birlikte iş tutmuştur, iş birliği yapmıştır bu iş için. Şimdi onu bunu suçlayarak bunu ortadan kaldırmak mümkün değildir.

HUKUK, BU MUTABAKAT UYGULANSIN DİYE SINIR KAPISINDA KATLEDİLMİŞTİR.

Geliriz ama bizi tutuklamayacaksınız diyorlar. Ona, elbette sen merak etme, gel, biz gerekeni yaparız sözü veriliyor. O sözü uygulamak üzere devlet teşkilatı oraya gidiyor. Onlar da o bekleyişle geliyorlar ve savcıya verdikleri ifadelerinde Pişman değiliz diyorlar. Biz Aponun talimatıyla geldik diyorlar. Aponun talimatıyla gelmek ne demek? Ben örgütün üyesiyim demek.

Gelenlere 221inci maddeyi uyguladık diyorlar. 221inci maddede örgütün üyesi olana, o hakkı tanımak var mı? Siz sordunuz mu, örgütün üyesi misin, değil misin? diye. Pişman mısın, değil misin diye sordunuz mu? Bu ne biçim manzara?

Bu, mutabakatın, yani İmralıyla, Kandilliyle, DTPyle Tayyip Erdoğan arasındaki mutabakatın, ancak hukuku katlederek uygulanmasıyla mümkün olduğunu bize gösteriyor. Bunun bedeli hukuktur, mutabakatı işletebilmek kaygusu ile hukuk katledilmiştir.

SEYYAR MAHKEME DİYE, ÇADIR MAHKEMESİ DİYE BİR KAVRAM TÜRK HUKUKUNDA VAR MI?

Türkiyede, bugüne kadar hiç terör sanıklarının ayağına hâkim taşımak diye bir uygulama oldu mu? Böyle bir olay var mı? Seyyar mahkeme diye, mobil mahkeme diye, çadır mahkemesi diye bir kavram var mı, Türk hukukunda? Hadi, başsavcı talimat verdi, savcıyı Habura taşıdık diyorsun. Peki, hâkime kim talimat verdi de, sen hâkimi Habura, şüphelinin ayağına taşıdın? Bunun izah edilir tarafı yoktur.

GELENLER TUTUKLANMAMIŞ, ELLERİNİ KOLLARINI SALLAYARAK HABURDAN AYRILMIŞLAR VE BİR KAHRAMAN GİBİ KARŞILANMIŞLARDIR.

Tabii milletimiz bu tabloyu görünce ben 25 yıldır ne hissediyordum, ne düşünüyordum, ne fedakârlıklar yapıyordum. Evlatlarımı ben niçin şehit verdim? 25 yıldır biz, bu mücadeleyi sürdüren insanlar olarak yanlış mı yaptık? Haksızlık mı yaptık? Biz mi hainiz, onlar mı kahraman? gibi sorular sormaya başladılar.

Vatandaşlar bu soruyu sordurduğu anda, siz bitmişsiniz demektir. Bugün iktidar, millete bu soruyu sordurmuştur. İnsanları böyle düşündürerek ülkeyi yönetemezsin. İnsanlarımızı, milletimizi aldatamazsın. Şimdi Türkiye böyle bir derin aldatılmışlık duygusunu içindedir.

Bu, işin yanlış olan özüdür, temelidir. Hükümet, terör yapmaya devam edenlerle, terör yapmış olanları temsil edenlerle terör örgütünün üyesi olmaya devam edenlerle, terör devam ederken müzakere yapmaktadır. Müzakere yaptığı anda onu meşrulaştırıyor, onu kendisine eşit saymış oluyor. Terör örgütünün, silahlı mücadelesinde haklı olabileceğini öngörmüş oluyor. İşi pazarlığa açmış oluyor. Sonuçta, hem kendisini, hem de ülke barışını çok büyük bir çıkmazın içine taşımış oluyor.

İşin özü yanlış, milletimiz de bu yanlışı gördü ve buna tepki gösterdi. Şimdi, bu tablo karşısında diyorlar ki Ara verdik. Ara mı verdin, vazgeçtin mi? Ara verdim diyerek vazgeçmeye mi çalışıyorsun, yoksa gerçekten hazmettirmek için mi ara veriyorsun? Millet tepki gösterdi, şunu hazmettirelim, bir süre sonra devam ederiz mi diyorsun, böyle bir planlama mı yapıyorsun? Bunları önümüzdeki günlerde göreceğiz.

TÜRKİYEYİ ETNİK TEMELDE AYRIŞTIRMAK İSTİYORLAR. BU ÇOK TEHLİKELİ BİR ZİHNİYETTİR. GERÇEK IRKÇILIK BUDUR, VAHİM OLAN BUDUR.

Terör örgütü niçin terör yapıyor? Amacı nedir? Bütün bu mücadelenin arkasında hangi hedef vardır? Bu kavganın özü nedir?

Bu kavganın özü çok açıktır: Amaç, Türkiye Cumhuriyetini milli bütünlüğünün dışında etnik temelde millet olarak önce ayrıştırmak, daha sonra da ona siyasi bir anlam kazandırarak onu siyasi bir örgütlenme, ayrı bir devlet yapısı içine çekmektir.

CHP olarak biz; hem, terör yaparak milli bütünlüğümüzü bozmak, bizi birbirimize düşürmek istedikleri için terör örgütüne karşı, hem de, bu sürece alet olan hükümetin sözde açılım projesine kararlılıkla karşı duruyoruz.

Türkiye için tehlikeli olan Kürt kökenli insanlarımız için tehlikeli olan işte budur, önlenmesi gereken budur.

HERKESİN KİMLİĞİ SAYGINDIR, ONUN ŞEREFİDİR; AMA ETNİK KÖKENİMİZ NE OLURSA OLSUN HEPİMİZ AYNI MİLLETİN HUKUK ÖNÜNDE EŞİT BİREYLERİYİZ.

Elbette herkesin kimliği olacak, herkes kimliğiyle iftihar edecek. Kimliğinin gereğini yapacak, dilini konuşacak, dilini öğrenecek, öğretecek, yayın yapacak, televizyon yapacak, gazete çıkaracak. Bunlar, etnik kökeni ne olursa olsun, ister Kürt olsun, ister başka etnik kökenden olsun, bunlar herkesin temel haklarıdır, temel bireysel kültürel haklarıdır.

Türkiye, kurulduğu ilk andan beri Mustafa Kemal Atatürkün önderliğinde bir uluslaşma süreci içine girdi. 86 yıldır bir millet olarak kaynaşmaya, bir millet olarak bütünleşmeye çalışıyoruz. Kökümüz kökenimiz ne olursa olsun hep beraber olduğumuzu birbirimizle paylaşarak ortaya koymaya çalışıyoruz. Bu doğrultuda ulus olarak büyük mesafe aldık.

Ancak ne yazık ki, son yıllarda kazanılmış olan mesafeyi kaybettirmek için mücadele edenler var. Birileri içeriden, birileri dışarıdan Türkiyede ortaya çıkan bu bütünselliği dağıtmak için planlar yaptı, projeler yaptı ve onları sahneye koydu. Aynen Irakta konulduğu gibi, Lübnanda konulduğu gibi, Filistinde konulduğu gibi.

Ulusumuz içinde her kökende insanımız var.

  • Aramızda Çeçenler var, bu milletin Çeçenleri. Kafkasyada da Çeçenler var. Kafkasyadaki Çeçene bak, Türkiyedeki Çeçene bak.

  • Aramızda Arnavutlar var. Makedonyada da Arnavutlar var, Kosovada da Arnavutlar var, Türkiyede de Arnavutlar var. Türkiyedeki Arnavutlara bak, oradaki Arnavutlara bak.

  • Araplar var aramızda. Filistinde de Araplar var, Lübnanda da Araplar var, Türkiyede de Araplar var, Irakta da Araplar var, oraya bak, buraya bak, nedir fark?

Burada biz, Arapız, Çeçeniz, Çerkeziz, Gürcüyüz diye değil, elbette öyleyiz, elbette hepimiz aslımızla, soyumuzla sopumuzla iftihar ediyoruz ama sadece o değil, biz aynı zamanda Türk Milletinin bir parçasıyız dediğimiz için istikrar içindeyiz, birlik bütünlük içindeyiz, refah içine girmeye çalışıyoruz, demokrasimizi geliştirmeye çalışıyoruz, dünyada saygın bir devlet hâline gelmeye gayret ediyoruz. Niçin o? Beraberlik var da ondan.

Arabımız da var, Kürdümüz de var, Arnavutumuz da var, Çerkezimiz de var. Diğer etnik kökenden, farklı inançlarsdan insanlarımız da var. Ama hepsi Türk Milletinin eşit hukuka sahip parçalarıdır; onu oluşturan kaynaklarıdır.

Bu, kültürel zenginliğimizdir. Bu, uluslaşma sürecimizin güzelliğidir. Bu, ülkemizin güc kaynağıdır.

KÜRT KÖKENLİ YURTTAŞLARIMIZ, TERÖRÜN, AYRIŞIMA YÖNELİK ÇABALARIN NE KADAR YANLIŞ VE SAKINCALI OLDUĞUNU HERKESTEN ÇOK DAHA İYİ BİLİYORLAR.

Şimdi, birileri gelip de demokrasi, hak, özgürlük adına bu milli bütünlüğün dışına çıkacağız, bir ayrı millet olacağız. dediğinde, 86 yıllık kazanımlarımızı çöpe atıp, evet mi diyeceğiz?

Yapmayın lütfen. Allahınızı severseniz yapmayın. Bakın, bu güç coğrafyada, bu karmaşık coğrafyada, bu kan coğrafyasında huzur içinde yaşıyoruz, ne olur bırakın o hikâyeleri. Gelin beraberiz. Varsa bir sıkıntınız söyleyin beraber çözelim.

Hayır, ben ayrışacağım. Silahı alacağım, ayrı millet, ayrı devlet kavgası götüreceğim. Bu yanlış, bu çok yanlış. Milletimiz bunun yanlış olduğunu gördü.

En çok da bunu, Kürt kökenli vatandaşlarımız gördü.

Onlar ayrışma peşinde değil, onlar teröre destek olma peşinde değil, onlar PKKnın militanı falan değil, fanatiği değil, onlar bu topraklarda huzur içinde, refah içinde çoluğunu çocuğunu yetiştirerek saygı görerek yaşamak istiyor, hakkı olanı istiyor, bu milletin bu devletin eşit bir vatandaşı olarak yaşamak istiyor.

BU GERÇEKLERİ, KURULUŞ DEĞERLERİMİZİ BİR YANA BIRAKARAK, TERÖRDEN VAZGEÇMEYEN ÖRGÜT İLE UZLAŞMAYA ÇALIŞARAK SORUNU ÇÖZMEYE KALKMAK, EN BÜYÜK YANLIŞTIR.

Terör örgütünün ve onu destekleyenlerin derdi ülkemizi etnik temelde ayrıştırmaktır. Onların siyasi projesinin temeli ve öncelikli çerçevesi budur. Onun için yola çıktılar, yıllardır onun için kan döküyorlar.

Ama Kürt kökenli vatandaşlarımızın derdi ayrışmak veya ayrıştırmak değildir. Onların haklı, meşru şikâyetleri vardır, demokratik, sosyal, ekonomik ve kültürel talepleri vardır. Kürt kökenli yurttaşlarımız bu sorunlarına çözüm istiyorlar.

O nedenle açılım yapılacaksa, açılım bu hükümetin yaptığı gibi gözünüzü PKKya, Öcalana, DTPye dikerek yapılamaz. O bölgedeki Kürt kökenli insanlarımıza dikerek açılım yapacaksınız. Onların taleplerini dikkate alacaksınız, onların sorunlarını çözmeye çalışacaksınız.

ŞİDDET VE TERÖR MERKEZLERİYLE İŞ TUTARAK BİR YERE VARAMAZSINIZ. ŞİMDİ, ORTAYA ÇIKAN TABLO KARŞISINDA HÜKÜMET BİR YOL AYRIMINDADIR: TAMAM MI, DEVAM MI?

Bu konuda temel alınması gereken iki konu vardır. Birisi, ülkenin içinden kaynaklanan dayanak ki, o MİLLETİN İRADESİDİR.

Milletin iradesi çok açıktır. Hiçbir ayrım gözetmeden her inançtan, her etnik kökenden, her siyasi düşünceden bütün insanlarımız, kadınlar, erkekler, okumuşlar, okumamışlar, köylüler, kentliler, bütün Türkiye, kimse bizi bölmeye kalkmasın diyor. Buna kalkana dünyayı dar ederiz diyor. Sakın bu yola girmeyin diyor.

Bu konuda elbirliği içindeyiz. Bakın, şu ana kadar Anadoluda yaşanan, bütünlüğümüze yönelik halkımızın duyarlılığını simgeleyen gösteriler, kimse hata yapmasın, örgütlü gösteri değildir. Bu gösterilerin arkasında bir örgüt yoktur. Hepimiz, bütün siyasi partiler, kurullar, kurumlar sorumluluk duygusu içinde milleti tahrik etmemeye çalışarak, milletin duygularına saygı gösterilerek, yapılan yanlışları anlatarak, Türkiyenin bu güç dönemi aşmasını sağlamaya çalışıyoruz.

Ortada bir örgütlü mücadele yok ama millet ayağa kalkmıştır. Şimdi bu manzara karşısında ben devam edeceğim demek, millete yapılacak en büyük saygısızlıktır, milletle inatlaşmak demektir.

Bu yolda ben devam edeceğim demek, ben milletle inatlaşacağım demektir. Kimseye tavsiye etmeyiz. Milletle inatlaşmanın sonu kötüdür.

Diğer konu ise, DIŞ DİNAMİKLER, DIŞ DAYANAKLARDIR. Dışarısı, milletimizin yürekten paylaştığı tabloyla aynı düşüncede değildir. Dışarıdan, Türkiyeyi etnik temelde ayrıştırma arayışlarını himaye etmeye, terör örgütlerini kullanmaya yönelik bir anlayışla karşı karşıyayız.

Dışarısı, bu hükümetin ya da bir başka hükümetin Türkiyeyi etnik ayrışmaya götürecek kararları aldırtabileceğini umut ediyor. Bu deneme yapılmıştır ve bunun mümkün olmadığı açıkça ortaya çıkmıştır.

Şimdi hepimize düşen görev, dış dünyaya PKKyla oynamayı bırakmasını, PKKyı kullanma anlayışını bırakmasını. PKKyı açıktan değilse de dolaylı, el altından himaye etmeyi bırakmasını kararlılıkla anlatmak, onları ikna etmektir. Bu bölgenin huzuru, barışı ve güvenliğinin o zaman çok daha ileri olacağını anlatmaktır.

Hükümetin yapması gereken şey, milleti yanlış istikamete sürükleyecek aldatmacaların peşine düşmek değil, dış dünyaya Türkiyeyi ayrıştıracak adımları atmanın doğru olmayacağını açık bir biçimde ifade etmektir.

TÜRKİYEYİ ETNİK AYRIŞTIRMAYA SÜRÜKLEYEREK, NE İNSAN HAKLARINA, NE DEMOKRASİYE, NE DE BÖLGEDE BARIŞ, HUZUR VE GELİŞMEYE HİZMET ETMEK MÜMKÜNDÜR

Bu deneme bunu açıkça ortaya koymuştur. İnanıyorum milletimiz bu kararlılığını bundan sonra da aynen ve artarak sürdürecektir.

Elbette silahın ve terörün bırakılması hâlinde yepyeni bir tablo çıkar, onu hep beraber değerlendiririz, ona hiç kuşku yoktur.

TÜRKİYEDE MİLLETİ ETNİK TEMELDE AYRIŞTIRMAYA YÖNELİK BİR EĞİTİM POLİTİKASI KABUL EDİLEMEZ

Hükümetin, PKKnın talepleri doğrultusunda Türkiyede milleti etnik temelde ayrıştırmaya yönelik bir eğitim politikasının ilk adımlarını üniversiteden başlayarak, Anayasanın arkasından dolaşarak giriyor olması fevkalade sakıncalı bir gelişmedir. Bunu dikkatle izliyoruz, izleyeceğiz.

Türkiyenin uluslaşma sürecini kimse engellemeye kalkmasın, kimse bunu kafasından dahi geçirmesin.

ETNİK KÖKENE TAM SAYGI İÇİNDE ULUSLAŞMAYI bırakıp, Türkiyeyi etnik kavgaya, etnik ayrışmaya taşıyacak eğitim politikalara yönelinmesini kesinlikle kabul etmiyoruz.

HÜKÜMETİN BU YOLLARA GİRMESİ HÂLİNDE BUNA BÜTÜN İMKÂNLARIMIZLA KARŞI ÇIKACAĞIMIZI, BİR KEZ DAHA ÖNEMLE BELİRTİYORUZ.



Bu ileti Cumhuriyet Halk Partisi tarafından gönderilmiştir. Sorumluluğu CHPye aittir.
* İletimizin sizlere ulaştığını bilmek, bizim için son derece önemlidir. İletiyi aldığınızı bildirmek için Lütfen buraya tıklayınız
* Eğer bundan sonra bu tür iletileri almak istemiyorsanız Lütfen buraya tıklayınız
* Konu hakkında görüş belirtmek istiyorsanız Lütfen buraya tıklayınız






Check out the other blogs I contribute: Overseas Property Articles | Office Refurbishment Articles