Thursday, September 10, 2009

Turkler gibi eglenmek

>
> TÜRKLER GÝBÝ EÐLENMEK...
>
> Almanya'dan gazeteci bir dostum aradý. Bir
> meslektaþýmýzýn Ankara'ya
> geleceðini ve Türkiye-AB iliþkileri konusunda bir makale
> yazacaðýný söyledi.
> Gelecek arkadaþ Türkiye'nin katýlýmýna sýcak
> bakýyormuþ. Benim adýmý,
> telefonumu vermiþ, yardýmcý olmamý istiyormuþ. Kabûl
> ettim. Neticede bir
> yerde memlekete hizmet durumu.
>
> Ertesi gün aradý, buluþtuk. Bir yerde oturduk bir-iki
> fincan çay içtik.
> Nereye gitmek istediðini sordum. "Kocatepe Camii" dedi.
> "Niye", diye sordum.
> "Sen Müslüman mýsýn?". Deðilmiþ, ama merak
> ediyormuþ. Neyse gittik. Bana
> kubbenin çapýndan, avizenin aðýrlýðýný, toplam
> kapalý alanýn
> metrekaresinden, avlunun kapasitesine kadar sorular sordu.
> Önce soruyu
> soruyordu, ondan sonra cevâbýný veriyordu.
>
> Sonra akþam oldu. "Türkler gibi eðlenmek istiyorum"
> dedi. "Siz nasýl
> eðleniyorsanýz, bir akþamý nasýl geçiriyorsanýz, tam
> öyle". "Yahu yapma"
> dedim, "bünyen kaldýrmaz" dedim, dinletemedim. Eh, artýk
> keyfi bilir. O
> yýllarda Ankara' da benim en sýk uðradýðým
> mekânlarýn baþýnda Sembol
> Tanju'nun Neyzen'i vardý. Beraber Neyzen'e gittik.
>
> Önce dekorasyondan büyülendi. Hatta not defterini
> çýkardý, ufak tefek
> eskizlerini çizdi. Derken ney taksim baþladý. Çok
> þaþýrdý; "Bu dini bir
> enstrüman deðil mi? Dini müzik çalýyor. Burasý
> dindarlarýn devâm ettiði bir
> lokanta mý" diye sordu. "Boþver" dedim, "takýl".
>
> Neyden sonra ise -Neyzen'de adet olduðu üzre- aryalar
> okunmaya baþlandý.
> Misafirim biraz daha þaþýrdý. "Sizde" dedi, "dinî
> müzik dinleyen, opera da
> dinliyor mu?". "Sizde dinlemez mi" diye sordum, aklý
> karýþtý. Bu arada
> hayret içinde masaya yýðýlmaya baþlayan mezelere,
> masalardan masalara
> yapýlan raký-meze ikramlarýna bakýyordu. "Burada herkes
> birbirini tanýr
> mý"diye sordu, "yoo, yahu boþver, sen takýlmana bak"
> dedim.
>
> Aryalar bittiðinde ise sýra popüler þarkýlara geldi.
> Benden sözlerini
> çevirmemi istedi. Bir-iki þarký sonra not defteri
> yeniden çýktý ve deli gibi
> not tutmaya ve soru sormaya baþladý.Alevi türküsü
> okununca, "burasý
> Alevilerin yeri mi?", Dokuz sekiz çalýnca, "buraya
> Çingeneler mi geliyor",
> Ege türküsü okununca "buradakiler efeleri neden
> destekliyor?" diye sorular
> sordu durdu. Arada bir de "bu müziklerden birini dinleyen
> ötekileri de
> dinliyor mu" diye sordu, daha da neler neler;
>
> -Þu Urfa'nýn etrafý dumanlý daðlar
>
> - Buraya Urfalýlar mý geliyor?
>
> - Hayýr.
>
>
> - Lörke, lörke, lülülülü
>
> - Burasý Kürtlerin mi?
>
> - Hayýr
>
> Bunlara anlam vermeye çalýþýrken, önce "Çiao Bella"
> sonra da "Venseremos"
> çalýnca birden ciddileþti.
>
> -Bana istediðini söyle, ama ben bunun Þili Komünist
> Partisi marþý olduðunu
> biliyorum.
>
> -Doðru, öyle zâten.
>
> -Burasý Komünistlerin mi?
>
> -Þöyle bir çevrene bak, öyle mi görünüyor?
>
> -..................
>
> Hayatýnda peçetenin sadece aðýz silmek için olduðunu
> zanneden ve çatal-kaþýk
> ile tabaða vurarak hiç bateri çalmamýþ bu arkadaþ,
> sandalyelere çýkanlardan
> da önce biraz korktu. Sonra onun da içi gitti, fark
> ettim, ama bir þey
> söylemedim.
>
> Mezeler bitip, balýklar geldiðinde ise fena afalladý.
> Önce "biz yemek yedik
> ya" dedi, sonra "ama ben doydum" dedi, fakat ben "madem
> Türk gibi
> eðleneceksin, bunu da yemelisin" deyince, pek itiraz
> edemedi. Bu arada ben
> de þarkýlarý türküleri çevirmeye devâm ediyordum.
> Ben çeviriyordum, o dehþet
> içinde bana bakýyordu, sonra bir soru soruyordu, ben de
> cevâp vermeye
> çalýþýyordum;
>
> -Yaslan daðýn yamacýna Halil Ýbrahim.
>
> -Ýbrahim kim? Meþhur birisi mi?
>
> -Ben ne bileyim.
>
> -Herkes alkýþlýyor, onlar mý tanýyor?
>
> -Bilmem. Yahu, güzel bir türkü iþte, takýlmaya bak.
>
> -Düþman galip geldi haklayamadým, döküldü
> cephanelerim toplayamadým.
>
> -Bu, kahramanlýk türküsü mü?
>
> -Hayýr, eþkýya türküsü.
>
> -Bu eþkiyalar politik mi?
>
> -Yok be, bayaðý eþkiya. Bizde eþkiyaya türkü
> yakarlar.
>
> -Peki þu kýzla adam niye romantik romantik dansediyor.
>
> -Þarký güzel.
>
> -Ben bunu anlamýyorum. Yani aþk, düþman, cephane?
>
> -Boþ ver iþte, takýl.
>
> -Vur hançeri kadýným ben öleyim.
>
> -Neden kadýnýnýn onu býçaklamasýný istiyor?
>
> -Çok seviyor.
>
> -Seviyorsa evlensinler.
>
> -Evlenemezler.
>
> -Niye?
>
> -Dedim ya, birbirini çok seviyorlar.
>
> -Kaným aksýn ki, terk etmem seni.
>
> -Neden kaný akýyor, kaza mý geçirmiþ?
>
> -Yok caným. Yani o kadar çok seviyor. Seni terk edersem
> öleyim diyor.
>
> -Biraz garip.
>
> -Yahu boþver, sen takýl.
>
> Bir-iki þarký daha dinledi. Sonra patladý;
>
> -Yahu sizde bütün þarkýlar aþk ve ölümle ilgili.
>
> -Evet, ne olmuþ. Hayat da öyle. Baþka ne var ki?
>
> -Doðru aslýnda. Ama biraz garip deðil mi?
>
> -Ne yapacaktýk, çayýra çimene þarký mý yazacaktýk?
> Biz bu kadarýný
> yapabiliyoruz.
>
> -Yanlýþ anlama. Hepsinin de sözleri çok güzel.
>
> -Sorun ne?
>
> -Bilemiyorum.
>
> Bütün masalar aðzý kulaklarýnda hoplaya-zýplaya
> "sürünüyorum" diye göbek
> atarken, yüzünü görmeliydiniz. Sonra Çile Bülbülüm
> çalýnca, bu defa komaya
> girdi.
>
> - Bu þarkýda Allah diyorsunuz.
>
> - Evet, deriz.
>
> - Ama Allah deyip raký içiyorsunuz.
>
> - Ne olmuþ, içeriz.
>
> - Yanýlýyorsam, lütfen düzelt. Ýslâm'da alkol
> günahtýr.
>
> - Doðru.
>
> - O zaman neden yapýyorsunuz?
>
> - Güzel oluyor. Sana bir sýr vereyim mi? Bugün müzede
> gördüðün heykeller
> varya, dün burada onlar içiyordu. Allah deyip, raký
> içtikleri için taþ
> oldular. Garsonlar onlarý gizlice müzeye taþýdý.
>
> -.................
>
> - Yahu þaka, gevþe biraz. Sen takýlmana bak.
>
> 10. Yýl marþý baþlayýp, bütün masalar tempo tutunca
> ise manasý Türkçe'de
> aþaðý-yukarý "oha" olan bir lâf etti. En çok da
> Onuncu Yýl Marþý eþliðinde
> tren yapýlmasýný yadýrgadý. Önce kýsýk bir sesle
> "burasý emekli subaylarýn
> lokantasý mý" diye sordu. Nasýl baktýysam, "boþver"
> dedi, "takýlalým".
>
> Bir de bir Arap bir de Yunan þarkýsý çalýnca tümden
> aklý karýþtý.
>
> -Siz Yunanlarý seviyor musunuz?
>
> -Arada bir.
>
> -Ama Yunan þarkýsý dinliyorsunuz?
>
> -Arada bir iþte.
>
> -O demin söylenen Arapça þarký ne diyor?
>
> -Ne bileyim ben.
>
> -Yunanca þarkýnýn sözleri ne?
>
> -Yahu nereden bileyim?
>
> -O zaman neden dinliyorsunuz?
>
> -Güzel oluyor. Ýlla anlamak mý lâzým.
>
> - ................
>
> Bir Azerî türküsünü de tercüme edince, "buradaki
> herkes Azerice biliyor öyle
> mi?" diye sordu, ama artýk ben de de cevâp verecek takat
> kalmamýþtý.
> Onun bu kültür þoku üç-dört saat sürdü. Sonra
> kalkmak istedi, yorulmuþtu.
> "Yahu olur mu" dedim, "daha çorba içeceðiz". Bana çok
> garip baktý, "ama
> yemek yemiþtik. Yemekten sonra da balýk yemiþtik.
> Rakýnýn üzerine nedense
> bira da içtik. Üstelik o kadar yemeðin üzerine sýcak
> helva da yedik, sonra
> bir de meyve yedik. Onun da üzerine kuru yemiþ yedik.
> Kahve de içtik".
> "Olmaz", dedim. "Þimdi de çorba içeceðiz. Devâmýnda
> da dürüm yiyeceðiz.
> Türkler gibi eðlenmek istemiyor muydun?" Boynunu büktü.
> Bir þey söylemedi.
>
>
>
> Oradan bir dürümcüye gittik. Mercimek çorbasý, birer
> porsiyon soslu-soðanlý
> dürüm. Ben "keþke baþka çorba içseydik" deyip,
> keyifle, þýrdan tuzlama, paça
> ve iþkembeyi anlatmaya baþladým, ama yüzünü
> ekþiterek eliyle "ne olur sus"
> gibisinden bir hareket yaptý. Onu pek anlamadým.
> Yolda bana baktý, baktý sonra; "biliyor musun?" dedi,
> "biz Almanlar da
> aslýnda eðleniriz".
> "Ne yaparsýnýz" diye sordum, "uzun masalarda yan yana
> oturup, bira içerek,
> sallandýðýnýzý biliyorum. Bir de bizde ilkokulda
> deve-cüce diye bir oyun
> vardýr. Galiba onu da oynuyorsunuz" dedim. O bir þey
> demedi.
>
> Biraz sonra "biraz fark olacak tabii, siz Akdeniz
> milletisiniz" dedi.
>
> Ben de "tam deðil" dedim. "Aslýnda ayný zamanda
> Kafkasyalý, Orta Asyalý,
> Orta Doðulu, Avrupalý, Balkanlý ve Egeli,
> Karadenizli'yiz" dedim.
>
> "Haydi" dedim. Sevinçle "otele mi gidiyoruz" dedi. "Yoo"
> dedim, "Gölbaþýna.
> Orada göl var. Þimdi yola çýkarsak, þafak sökerken
> orada oluruz. Güneþ
> doðarken raký içeceðiz". Bana garip garip baktý,
> "ondan sonra otele
> dönebilir miyim" diye sordu.
>
> Kahvaltý saatinde oteline býraktým. Öðleyin yeniden
> buluþtuk. Ne kahvaltýda
> ne de öðle yemeðinde hiçbir þey yememiþ. Sadece soda
> içmiþ. "Keþke
> kahvaltýda benim bildiðim bir yer var, oraya gitseydik.
> Sucuklu yumurta
> yerdik" diyecektim, vazgeçtim. "Sakýn Türkleri AB'ye
> sokmayýn" diye bir yazý
> yazmýþ. Çok þaþýrdým, "bana senin Türkiye'nin AB'ye
> girmesini istediðini
> söylemiþlerdi" dedim. "Öyleydi" dedi, "ama o zaman daha
> Türkiye'ye
> gelmemiþtim" dedi. "Türkiye'yi sevmedin mi" diye sordum.
>
> "Bayýldým" dedi, "harika bir ülke" dedi, "ama AB'ye
> girerseniz, hem siz
> bozulursunuz hem de biz bozuluruz" dedi. Çünkü biz
> zâten dominan
> kültürmüþüz. AB'ye girersek, on sene sonra
> Fransýzlar, Almanlar
> "sürünüyorum" diye göbek atmaya, yeni nesil "kadýným
> býçakla beni, seni çok
> seviyorum" diye ilân-ý aþk etmeye baþlarmýþ.
>
> "Þu Ren'in suyu akar delidir oy, oy, oy" gibi, "yaslan
> daðýn yamacýna Hans
> Peter'im" gibi, "Münih'in etrafý dumanlý daðlar" gibi
> filân iþte.
>
> Ayrýca bütün Avrupa obez olurmuþ. Kimse de sabah iþe
> zamanýnda
> yetiþemezmiþ."Bir nasýl bozuluruz" diye sordum, "size"
> dedi, AB'de bunlarýn
> yarýsýný yaptýrmazlar" dedi.
>
> Aman neyse boþverin, biz takýlalým. O da artýk
> takýlýyor zâten..
>
>
>
> (Yazarý bilinmiyor...)